
"Senin bildiğinden daha fazlasını bilmek istemiyorum babacığım! Ben aynı masalı senden ‘sadece senden’ sonsuza kadar dinlemek istiyorum.
Bırakalım hayat bildiğini okusun insanlar sevgi önüne kanunlar koysun, onlar biberonumu ağzıma verebilen elinin aklından daha fazlasını beklemediğini görmezler, akıllandıkça sevginin arttığını düşünenler aklın şaşırttığı duygular bizi yormaz bilmezler. Gözlerinde konuşanın akıldan öte olduğunu minik yüreğim anlarda onların kocaman akılları neden anlamaz ki? Kalbinin büyüklüğü altında ezilmekten mi korkarlar? Belki bana saymayı öğretemeyeceksin ve renkleri de, yağmurun nasıl yağdığını, mevsimlerin nasıl birbirini kovladığını ve ölümü de anlatamayacaksın, ama en kıymetliyi öğreteceksin; “Kalpsiz aklın beş para etmediğini” ve “Sevginin aklın kılavuzluğuna ihtiyaç duymadığını”
Kucağının sıcaklığı için daha akıllı olmana gerek yok, beni yatağıma yatırman için odanın kapısını bulabilmen, elimi tutman için orada olman yeterli. Hem ne fark eder ki kitabın kimin elinde olduğu,gelecekte ben sana okurum kitapları.Kitap el değiştirmiş kime ne! Başım ebedi adresinde –omzunda- olsun yeter.
Kalp yanınca dumanı akla tütermiş babacığım, kalbimde çok yanıklar olacak gördüğüm kadarıyla, dolayısıyla aklımda da duman! Bazen senin gibi yol almakta zorlanacağım hayatın seyrüseferinde. İşte o zaman kılavuzum sen olacaksın.Aklın yetişmediği yerlerde elimden yine sen tutacaksın ve ben seni daha iyi anlayacağım bu zamanlarda biraz daha sen olacağım. Benimde adım Sam ve babacığım sensizlik ne kadar ağır bir bilsen. "
Günün anlam ve önemine uyan mükemmel bir film “Benim adım Sam”. Baba olmayı içgüdüsel olarak becerememiş akılları da buna yetmemiş herkese ders niteliğinde.Ne kadar doğrudur yani Sam gibi bir insan çocuk büyütebilir mi bilemiyorum.Ama anne ve babalık hissi bazen bazı insanlarda o kadar güçlü olabiliyor ki, Sam gibi birinde de bunun aklının önüne geçebileceğini düşünüyorum.Masal okumanın çocuğunu mutlu ettiğini,ayakkabıya ihtiyacı olduğunu,yemek yemesi gerektiğini, ağlamasının kötü olduğunu,yokluğunda özlem duyduğunu bilebiliyorsa zaten bitmiştir.Daha önce başka bir yerde yazmış olduğum bu filme dair yazımı Can Dostun bloğuna koymak istedim.
Ve
BENİM ADIM “SEN”
Sensizde geçiyor günler….geçiyor, ama üzerimden geçiyor.Biliyor musun? Bugün birileri bir birine sarılacak yada uzaklardan telefonla sıcacık sevgi sözcükleri akacak yüreklere.Ah ne güzel!! Benim ise içime inceden bir sızı düşecek.Ama sanma ki yokluğunla geçen diğer günlerdekinden daha fazla bugün ki sızı.Gittiğinden beri aynı şiddetiyle devam ediyor ve bil ki varlığında sadece bir günken yokluğunda her gün babalar günü oluyor.
“ Hı kızım” demeni bir daha hiç duyamayacağımı bilmek nasıl bir acıdır ve nasıl anlatılır bilemiyorum, hayattaki tek dikili ağacım yıkıldı, altında kaldım, hala kalkamıyorum. Sözcükleri gözyaşlarımla tükettim sanırım, oysa yürek neler konuşuyor bir bilsen.”Var olmanı” dilerdim, varsın sarılamayayım, yoklukta sarılmayı bile düşleyemiyor, sarılmadan sadece varlığa bile razı olmayı öğreniyor insan ve meğerse ‘her uzak ne kadar yakınmış’ anlıyor.
Dünyada beni en çok seven insan yok şimdi, evet en çok seven insan yok! Bunu bilerek yaşamak hep yarım be babacığım. Yarım bıraktın beni, şimdi tamamlayamıyorum kendimi.Ne sığınaklar aradım ve istemsiz küçük ama kocaman bir yüreğe sığındım.Kimsenin anlamasını beklemiyorum aslında ama sadece bilsinler istiyorum; ben “Yanıyorum!” ve diğer yananları anlıyorum.Ah! bir bilsen ama bilemezsin tabi değil mi? hiç söylemedim ki!!! Ne salakmışım meğer kalptekiler zamanında söylenmeli söylenecek kişilere. Kaderin planları salaklığı affetmiyor işte!
Dünyada beni en çok seven insan yok şimdi, evet en çok seven insan yok! Bunu bilerek yaşamak hep yarım be babacığım. Yarım bıraktın beni, şimdi tamamlayamıyorum kendimi.Ne sığınaklar aradım ve istemsiz küçük ama kocaman bir yüreğe sığındım.Kimsenin anlamasını beklemiyorum aslında ama sadece bilsinler istiyorum; ben “Yanıyorum!” ve diğer yananları anlıyorum.Ah! bir bilsen ama bilemezsin tabi değil mi? hiç söylemedim ki!!! Ne salakmışım meğer kalptekiler zamanında söylenmeli söylenecek kişilere. Kaderin planları salaklığı affetmiyor işte!
Sevilenin yokluğunda zaman kavramı da bir garip oluyormuş meğer, bir göz açıp kapama mesafesi kadar sanki var olduğun günler. Hani “Yıllarca geçse demincek” işte. Ama bazen o kadar şey arasından sadece seni üzdüğüm anlar geliyor aklıma daha çok yanıyorum ve yanayım yok olayım istiyorum, ama sonra gülünce küçücük olan gözlerin geliyor gözümün önüne ve çocuk gibi mutlu oluyorum. Yani anlayacağın taa oralardan dudağıma gülümseme konduruyor gülümsemen.
Ne geldi aklıma şimdi; dönüşsüz ayrılığının ilk günlerinde tek huzur bulduğum yer mezarının başıydı. Deli gibi çırpınan yüreğim oraya gelince huzur buluyordu da kendime kızıyordum yoksa üç günde kabullendin mi yokluğunu diye. Ve yeminle şu etrafımdakiler bir gitseler de uzansam boylu boyunca o toprağının üstüne oracıkta sabahlasam istiyordum. Çok uzakta olmana inat birkaç metre aşağıda olduğunu düşleyip avutuyordum kendimi işte. Sevdiğin olduğunda mezarlık bile sıcacık geliyor garip şekilde.
Son yıllarımız çok kötü geçti çoook. Senden eksilen her şeyde bizden de eksildi çok şeyler, gün be gün sen bu eksikliği daha az hissederken, biz dibine kadar hissettik senden ve bizden gidenlerin acısını, ama bakıyorum da sıcağı sıcağına anlamıyormuşuz meğer şu anki acı yanında o acı mahcup düşüp boynunu büker.
Şimdi sana benziyor diye hiç tanımadığım insanları seviyorum, yabancı olduğum bir şehirde sana benzeyen birisini gördüğümde kendimi evimde hissediyorum ve o yabancıyı gerçekten seviyorum. Bazıları gözlerimde yakalıyor bunu, sanki gözleriyle senin ağzından bir şeyler anlatıyor. Bu büyülü anı yakalamak için daha çok etrafa dikkat eder oldum ve gittiğim şehirlere yabancı “Senler” koydum.
Hani büyümek illetine daha yakalanmadığım, yüreklerdeki tek sevdanın oyun ve sokakların ise evin bir numaralı rakibi olduğu yıllarda, salıncaktan burun üstü düşüp o muhteşem burnuma daha muhteşemlik kattığımda bana kızmak yerine hiç suçu günahı olmayan her şeyden bi haber anneme ve babanneme kızmıştın ya işte o zaman anlamıştım “Bu adam beni gerçekten seviyor diye”.Tabi bu ne ilk oldu ne son, her sakatlık her hastalıkta bizden daha çok acı çekmeyi başarırdın da beni şaşırtırdın, pamuk anneciğim hem bizimle hem de senle uğraşmak zorunda kalırdı. Hani senin deyiminle biz dört “Çada” bir kere hasta olurduk ama sen her çocuğunla yeniden yeniden hasta. “Evlatlık” “Anne-Babalık” karşısında hep mahcup hep mağlup öyle değil mi zaten?
Hayatın sürüklediği tüm insanlar gibi doğduğun yer değil doyduğun yer diyerek dünya güzeli bir kadınla evlenip Ankara'ya gelmiştin de adı gibi kara olan bu şehir, elvermekte zorlanmıştı bu yeni misafirlerine. Ama hayat yolunu buluyor, elbet karın doyuyor. Bazen hayat herkese bahşetmediği güzelliklerinden önce siyah ve beyazını gösteriyor, işte siyah beyazı renklendirmek lazım dedin de renklendirdin ya ilk çocukla hayatı sonra renkleri çoğalttın da dörde vurdu ya renklerin sarhoşluğu. Kıtla-kanaat hep yanındaydı o zamanlar, ama yinede renkleri parlatmak gerek diye düşündüğünden onları yamacına alıp gençlik parkına götürürdün gezmeye de ben sadece o tren yolculuğu için bile uçardım sevinçten.O gün bu gündür tren yolculuğuna hastayım zaten.Şimdi tren sesi duyduğumda içimde bir şeylerde vagonların peşine eklenip gidiyor,nereye gider tren bilmesem de beni götürdüğü yer hiç şaşmıyor ve ben o an parka götürdüğün o küçük kıza dönüşüyorum, mahcup gözlerle etrafta tutacak bir el arıyorum.
Zor insandın velhasıl, titizdin, tez canlı, mükemmeliyetçi bir o kadar merhametli, vefakar, şefkatli. Çocuklarının sayısından fazla misafirin olurdu hep evinin; okumaya gelenler, çalışmaya gelenler kimler kimler. Gönülden paylaştığın için her şeyini hiçbir şey eksilmezdi ne cebinden ne gönlünden daha da artardı.Ağabeyinin hırçın tek oğlunu adam etmek için yaptığın tüm girişimler "Oğlum sen kendine bak dört çocukla ne halt edeceksin" ile bitse de üç kardeşin en küçüğü ama gönlü en büyüğü olan sen, dört çocuğa dört dörtlük baktığın gibi, kardeşlerinin çocuklarına da yettin.Bunca telaşe arasında çocuklar okutulmalı dedin.Hani ya “Okumak” söz konusu olunca akan sular dururdu senin için.Gönlün güzel ve zengindi bu nedenle paran bereketli ve elbet sabrın sonu selametti.
Hayatın sürüklediği tüm insanlar gibi doğduğun yer değil doyduğun yer diyerek dünya güzeli bir kadınla evlenip Ankara'ya gelmiştin de adı gibi kara olan bu şehir, elvermekte zorlanmıştı bu yeni misafirlerine. Ama hayat yolunu buluyor, elbet karın doyuyor. Bazen hayat herkese bahşetmediği güzelliklerinden önce siyah ve beyazını gösteriyor, işte siyah beyazı renklendirmek lazım dedin de renklendirdin ya ilk çocukla hayatı sonra renkleri çoğalttın da dörde vurdu ya renklerin sarhoşluğu. Kıtla-kanaat hep yanındaydı o zamanlar, ama yinede renkleri parlatmak gerek diye düşündüğünden onları yamacına alıp gençlik parkına götürürdün gezmeye de ben sadece o tren yolculuğu için bile uçardım sevinçten.O gün bu gündür tren yolculuğuna hastayım zaten.Şimdi tren sesi duyduğumda içimde bir şeylerde vagonların peşine eklenip gidiyor,nereye gider tren bilmesem de beni götürdüğü yer hiç şaşmıyor ve ben o an parka götürdüğün o küçük kıza dönüşüyorum, mahcup gözlerle etrafta tutacak bir el arıyorum.
Zor insandın velhasıl, titizdin, tez canlı, mükemmeliyetçi bir o kadar merhametli, vefakar, şefkatli. Çocuklarının sayısından fazla misafirin olurdu hep evinin; okumaya gelenler, çalışmaya gelenler kimler kimler. Gönülden paylaştığın için her şeyini hiçbir şey eksilmezdi ne cebinden ne gönlünden daha da artardı.Ağabeyinin hırçın tek oğlunu adam etmek için yaptığın tüm girişimler "Oğlum sen kendine bak dört çocukla ne halt edeceksin" ile bitse de üç kardeşin en küçüğü ama gönlü en büyüğü olan sen, dört çocuğa dört dörtlük baktığın gibi, kardeşlerinin çocuklarına da yettin.Bunca telaşe arasında çocuklar okutulmalı dedin.Hani ya “Okumak” söz konusu olunca akan sular dururdu senin için.Gönlün güzel ve zengindi bu nedenle paran bereketli ve elbet sabrın sonu selametti.
Dağ olmak kolay değil, senin gibi yokluktan dört tane varlık çıkarmak da öyle. Üstelik tek bir dayanağın olmadan ve ah o sürekli birilerine dayanak olmaya çalışman…İşte böyle! Her şeyi yoluna koydun, hayatı usul usul işledin, dalgaları dindirdin ve dinginlik yıllarında başka bir dinginlik çöktü üzerine, sen dinginleştikçe biz dalgalandık. Sonra uçtun gittin dalgalarımızı coşturarak.Neye üzülüyorum biliyor musun? Biricik torununda “Hı kızım “demeni duyamayacak. Sokakta durup dururken eline yapışan çocuklar gibi torununda ‘dede’ diyerek peşinde koşturamayacak.Böyle olmamalıydı nasıl olurdu feryatları bir işe yaramadı, herkesi sırtlayan yüreğinle kimseye yük olmadan gittin.Özlem çok büyük şimdi, acı katlanarak artmakta, hatıralar, keşkeler, nedenler, niçinler kafalarda cirit atmakta.Umarım dayanır buna yürek, katlanamazsa zaten gidip o mezarın yanına uzanmak gerek.
Huysuz ve güzel insan! Hayatımdaki en büyük ikilem! Tez konusu olabilecek kişilikteki sen, BABAM! SENİN VE TÜM BABALARIN GÜNÜ KUTLU OLSUN.
Aslında şimdi yok musun daha çok musun bilmiyorum!!! ..

Merhabalar, öncelikle durumun özeliyetinin farkına vardığımdan ötürü yorumumu sildiğimi belirtmek isterim. Filmi izledikten sonra büyük tesadüftür, filmin etkisinde kalıp araştırmak istediğimde, google beni size getirdi :)) sonra üye yapmaya bile yetti. O kadar eşsiz bir yazı ki, ağlamamak ruhsuzluk olur. Ne büyük baba, ne büyük aile, sizi kutlarım değerli insan. Ben aslında önceki yorumumda, daha çok kendimden bahsetmiştim. İnsanların ellerindekini kaybettikten sonra duydukları özlem vs… İnsanın dünyasında her şey böyle değil midir? Dünyası bile öyle değil midir? Öyle ki ömrünün son demlerinde ‘dilediğimce yaşadım, mutlu ölüyorum’ diyerek, pişmanlıklardan yoksun göçenimiz olacak mı? Ailemin tamamı sağ, çok şükür. Ama ben farkında bile değilim. Ne görmek için bir özlem, nede görünce gidermek isteyeceğim bir hasretim oluyor. Uzatmayacağım daha fazla. Yazı için çok teşekkürler, inanılmazdı. Yüreğinize sağlık.
YanıtlaSilMerhaba,ama asıl ben teşekkür ederim hem ailem hem yazım hakkındaki güzel sözleriniz için ve hoş gelmişsiniz sefa getirmişsiniz.Öncelikle size ve ailenize sağlıkla mutlulukla uzuun yıllar diliyorum.Aslında onlara sahip olduğumuz için sevdiklerimiz hayattayken bu duyguları çok kurcalamayız.Bazen uzaklık bile özlemeye yetmez.Ama kaybettiğimiz zaman artık işler değişiyor uzakta biryerlerde hatta özlemesekte oralarda bir yerlerde olduklarını bilmek durumu ortadan kalkıyor ve bu insana çok dokunmaya başlıyor.İşin en kötüsüde o keşkeler varya keşkeler mutlaka yakanıza yapışıyor.Ama farkında bile değilim demişsiniz ya farkında olmasanız benim sayfalarca yazdığım şeyleri bu kadar kısa ve net nasıl özetleyebilirdiniz.Keşke herkes sizin kadar farkında olsa.Pişmanlıktan yoksun bir ömür diliyorum size.
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim. Bende dilerim Annapurna gibi hep zirvelerde varolasınız... Ömrünüz boyunca sağlıcakla ve sevdiklerinizle birlikte olasınız...
YanıtlaSilBir telefon sonrası çılgınca koşularak atlanılıp adresi korkuyla telaffuz ettiğimiz hastanenin ismi verilirken içimden "lütfen bizi bırakıp gitmeyin" diye yalvarıyordum. Hastaneye ulaştığımızda yokluğunun tamamen yanlış anlaşılmadan kaynaklandığı, 15 dk. sonra yatağında olacağı müjdesi verildiğinde içimde beliren umut dalgalarını ve mutluluğu tarif etmemin imkanı yoktu. Ve ben biliyordum ki senin içinde kopan fırtınalar benimkinden milyonca kere fazlaydı Can Dostum... O sıcacıklığıyla bana bile kızı gibi yüreğini, evini, güzel gülümsemesini, hatırnazlığını açan böylesine bir babayı kaybetmek kolay olur mu hiç! O güzel baba gittiğinden beri bilmez miyim hep bir yanın yas tutar, boşluğu dolmaz bir türlü... Ama şunu da hep biliyorum yüreğimin bir kenarında, konuşamadığı zamanlarda bile gözleriyle, yüreğiyle hep teşekkür halindeydi sana ve ailenin diğer tüm hayırlı evlatlarına... Ve telaffuz edemese de "Allahım sana şükürler olsun ki bana böylesine güzel evlatlar verdin" diyordu. Ah Can Dostum zaman denen illet-i güzidenin geriye sarma ayarını bir bulabilmek mümkün olsaydı... Böylesine muhteşem bir yazıyla gözyaşlarına boğdun beni yine... Yüreğine sağlık...
YanıtlaSilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilBende gelebilir miyim, ben de, ben de :))
YanıtlaSilBu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
YanıtlaSilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilBende gece gündüz, yakınlarımı kaybettiğimde nasıl olacak diye düşünüyorum. Şu ana kadar bir dedemi bir de dayımı kaybettim. Ama onlar öyle çok yakın değillerdi. Ölüm hakketen hayatın merkezi gibi bir şey. Ölüm üzerine insanlar ile çok konuşmak isterdim ama nedense konuşmak istediğim insanlar sürekli ölümü konuşmak yerine, ona soyut bakıp pozitif düşünceler ile hayata tutunmaya çalışıyordu. Sizin duygularınızı anlamaya çalışıyorum, o babasızlığın, babanın olmadığı andaki duyguyu anlamaya çalışıyorum. Eşimin eski erkek arkadaşı intihar etmiş ve annesi kanserden ölmüş. Hatta eski erkek arkadaşının intihar ettiği yerde, yani tren yolunda, saç tellerini bulmuş, vücut parçalarını görmüş. Zamanımın çoğu eşimin nasıl hayata bağlandığını düşünerek geçiyor. Ben ne zaman bir yakını kaybedeceğim diye düşüne düşüne, o acıyı tadınca nasıl kendime gelebileceğim diye düşüne düşüne bir hal oldum. İnandığım Yaratıcı'dan sizlere yardım diliyorum. Hayat hakikaten zor bir yer.
YanıtlaSilÖlüm ne düşünmeyle hazırlanılabilecek nede düşünmemeyle konuşulmamayla kaçınılacak bir şey.Bende sizin yaptığınızı çok yaptım yani çocukluğumdan beri çoğu gece sevdiklerime bir şey olursa diye düşündüm hatta çok ağladım.Aslında kaçınılmaz o günün bir gün geleceği gerçeğiydi çocuk aklımla gecelerimi kahreden.Olmadan bir şeye ağlanmaz halbuki.Ağlanmamalı.Ama ne ölüme hazırladım kendimi nede erteleyebildim.Aşkın nasıl tarifi yoksa acının da yok.Hele ölümün verdiği acının hiç tarifi yok sanrım. Herkes kendince kendi tarifi yaşıyor.Ben Yaratıcı’nın bu acıyı yaşatmasına hiç takılmadım, neye inanırsak inanalım gerçekten sonsuz yaşam bu dünyada mümkün olmayacağı için bir yok oluş olacaktı elbette.Ben Yaratıcı’nın bu acıyı er geç bir şekilde unutturmasına vuruldum.Yanlış alaşımlasın o acı unutuluyor kaybedilenler asla unutulmuyor.Ah nasıl bir nimet o. Çünkü birisi bana deseydi böyle böyle sevdiğin birisi ölecek sen ilk bir sene her sabah ağlayarak o aklında uyanacaksın, sonraki iki üç sene kendi kendine dinlediğin her an, otobüs, sokak, içeri dışarı her yerde fark etmeden aklın hep onda olacak onu düşünüp onu anacak, yüreğin patlayacak gibi hissedeceksin.En büyük zevkin olan kitap okumak film izlemek nedir unutacaksın.Vallahi inanmazdım idrak edemezdim.Halbuki o kadar düşünmüştüm o anı o yokluğu. Ölümü nasıl karşılayacağımız sevdiklerimizin başına gelene kadar asla tasavvur edilemiyor maalesef.Ama ne söyleyebilirim bilemiyorum, ölüm yokmuş gibi yapın diyemem ama lütfen bu kadar düşünmeyin. Dediğim gibi o sizi ölüme hazırlamadığı gibi, nasılsa misli misli yaşayacağınız acıyı sadece bugüne taşıyarak hayatınızdan çalıyor.Dünyada hayatı değerli kılan tek şey iken bu kadar bahsinden korkulan başka bir şey yoktur sanırım. Ama konuşmakta , bunu yaşayanların yaşayıp hissettiklerini size aktarması sadece, yoksa sizin yaşayacaklarınızın referansı değil.Allah’ım hepimize kaldırabileceğimiz kadar acı versin.Umarım bunu yaşamazsınız diyememenin aciliğiyle ben size sevdiklerinizle birlikte uzun sağlıklı ve mutlu yıllar diliyorum canı gönülden.Eşinize sonuz selam ve saygılarımı sunuyorum.Umarım onun dirayetinden sabrından hepimize verir Allah’ım yada sizin inandığınız Yaratıcı.Zor olan hayatı güzel yapan şeyler sizin gibi hassas ve samimi insanlar.Mutlu kalın sağlıkla ve sevdiklerinizle.Çok teşekkürler.
Sil